Soru: Bilgisayarımda Arch Linux kullanıyorum. Kendime bir adet harici hard disk aldım. Hard disk ilk geldiginde dosya sistemi fat32 olarak formatlanmıştı, ben de değiştirmedim. Sonrasında bu hard diske de arkadaştan bir ton müzik, film indirdim. Ancak ardından hard diski kendi bilgisayarıma bağladığımda bütün dosya isimleri hatalı gözüküyordu. En basitinden “Müzik” klasörüm bile “M?zik (hatalı kodlama/invalid encoding)” şeklinde gözüküyordu. Sistem yerelini en_US ve tr_TR olarak denedim ama hiçbir şey değişmedi. Nasıl düzeltirim?

Cevap:  Buradaki sorun hal’in fat sistemleri bağlarken UTF-8 kodlama kullanmamasından kaynaklanmakta. Aslında Arch Linux Türkiye Topluluğu‘nun mail listesinde de tartışıldığı gibi hard disk bölümlerini /etc/fstab dosyasını düzenleyerek statik olarak bağlayıp, bağlarken UTF-8 kodlaması vermek mümkün. Ancak bu durumda kendimce madem hal diye bir şey var ve madem otomatik bağlama(auto-mount) yapabiliyor ne diye hard diski elle bağlayayım sorusu meydana geliyor. Bu problem ise şurada anlatıldığı gibi(tek farkı gconftool yerine gconftool-2 kullanmak) konsoldan:

gconftool-2 -s /system/storage/default_options/vfat/mount_options –list-type=string -t list [shortname=lower,uid=,flush,utf8]

komutu verilerek çözülebiliyor.

Artık Fat dosya sisteminizde Türkçe karakterleri rahatlıkla gösterebilirsiniz.

Not: gconftool-2 gnome ile gelen bir uygulama, dolayısıyla bu çözüm yolu başka pencere yöneticilerinde(Kde gibi) çalışmayacaktır. Kolay gelsin.

Bir süredir yapılacaklar listemin en tepesinde bloga birkaç yazı yazmak var. Ancak fırsat bulup da yazamadım. Fırsat bulduğumda da canım yazmak istemedi. Bir yerden başlamak lazım. Kronolojik sıraya göre yazalım.

Archlinux kurdum:
En son Ubuntu’nun artık isteklerime cevap vermemesi sebebiyle yeni bir dağıtım kurmayı düşündüğümü yazmıştım. O yazıdan bir iki gün sonra Archlinux kurarark bu düşüncemi gerçekleştirdim. Wiki ve Aur sağolsun su ana kadar herhangi bir problemim olmadı kendisiyle. Hatta Ubuntu’yu rafa kaldırmış durumdayım. Kısmetse hepten yokedecem kendisini:)

KDE 4.1:
Hazır yeni bir dağıtıma bulaşmışken ne zamandır denemek istediğim KDE’yi de yükleyeyim dedim. Daha önce Kubuntu ile başarısız bir Kde deneyimim olmuştu ancak 3.5x sürümleri ile 4.x sürümleri arasında dağlar kadar fark olduğundan tekrar denemem gerektiğini düşündüm. Genel olarak her türlü işimi görmesine hatta ve hatta Gnome üzerinde yapmak isteyip de yapamadığım bir şeylere fırsat tanımasına rağmen(plasmoid süper bir şey:)) bu seferki deneme de başarısız olacak gibi. Limitsiz bir internet bağlantısına ulaştığım ilk fırsatta uçurabilirim kendisini. Gnome hem alıştığım için hem de sadeliğinden dolayı şu anda bir adım önde bana göre. Tabi bu konu bu kadar kısa geçilmez, geçilmemeli. En kısa zamanda “Gnome vs. Kde” başlıklı bir yazı yazarak ile ben de klişeleşmiş yazılara bir yenisini ekleyeceğim :)

2. YIL:
2 yıl kadar önce o zamana göre olmaması daha muhtemelen olan bir sürü şeyin peşpeşe olması(mucize de denilebilir, evet:)) ile hayallerimi gerçeğe dönüştürecek kişi ile tanışmıştım. Birçok hayali şimdiden gerçekleştirdik sayılır ama daha çok işimiz var:) Nice mutlu senelere bize.

Topluluk blogumuz:
Her ne kadar şu anda aktif yazarımız çok bulunmasa da ve ben de buradaki yazıları oraya geçirmekten fazla bir iş yapmamış olmasam da Yeditepe Üniversite Bilgisayar Topluluğu olarak bir blogumuz var artık. Kısmetse önümüzdeki günlerde içerik sayısını arttırıp daha aktif bir blog haline getireceğiz. Web sitemizin yenilenme sürecinde olması ve web sunucumuzun php desteklememesi gibi teknik sebeplerden dolayı blogumuz wordpress.com üzerinde durmakta. Yine de bu çalışmamıza engel değil:)
Bloga bakmak için yucomp.wordpress.com adresine gidebilirsiniz.

Not: Blog kelimesini kullanmayı hiç sevmiyorum. Ancak yerine yazmak için tam Türkçe karşılığı bir kelime yok gibi. Bilen varsa öğretsin bana lütfen.

Hamsterlarımız:
Her ne kadar buraya hiç yazmamış olsam da deli sevgilim ile birlikte aldığımız, baktığımız hamsterlarımız var bizim. İkimizin de deli gibi hamster beslemek istemesi ve ilk paramızı kazanmamız vesilesi ile aldımız biri peynir diğeri zeytin adında 2 tane güzel mi güzel hamsterımız vardı bizim. Vardı dedim çünkü zeytin uzun zaman önce çeşitli imkansızlıklar, tembellikler, ortam şartları sebebi ile rahmetli oldu. Peynir hala yaşamakta ve yanına bölümümüzün sekreteri Suna sayesinde 3 tane daha hamster almıştık 20 gün kadar önce. Bu hikayeyi detaylı olarak buradan okuyabilirsiniz.
2 gece önceye kadar bu 4 hamsterımız neşe içinde yaşıyor hatta bizi çark sesleri ile uyutmuyorlardı. Ancak yavrular birer gece ara ile öldüler ve ister istemez neşemiz kaçtı. Annemiz ve peynirimiz yaşamakta. Şimdi fazladan 2 tane kafes boş bir şekilde evin içinde durmakta. Vazgeçmek lazım sanırım hamster besleme işinden. Ne kadar küçük olsalar da insan onlara bağlanıyor ve ölmeleri çok moral bozucu oluyor. Neyse geçtik sıradaki konuya:)

Klavye:
Masaüstü bilgisayarımı aldığımdan beri(2 sene kadar oldu) kullandığım klavye gazoz dökülmesi sonucu iflas etti. Önce s, d, w, e gibi tuşları basmadı. Kaybedeceğim bir şey yok diyerek içini açtım, yıkadım, temizledim. Temizlikten sonra da a ve q tuşu basmadı ı tuşu ise basılı kaldı. Bir süre daha bekleme isteğim var tekrar düzgün çalışır diye ancak pek de başedilebilir durumda değil artık.
Bu olaydan çıkardığım sonuç ise:
1- Klavye çok pis bir şey. Temizlemesi ise daha zor:)
2- Evde bir tane en dandiğinden de olsa yedek klavye bulundurmakta fayda var. Ne olur ne olmaz..

Powerball ve Kondisyon Bisikleti:
2 gece önce kantar ailesi olma yolunda ilerlediğimizi düşünerek buna bir son vermek amacıyla bir adet kondisyon bisikleti sipariş ettik kendimize. Bu vesileyle ne zamandır almak istediğim oyuncak, egzersiz aleti benzeri bir şey olan powerball’u da sipariş etmiş oldum. Bugün önce kondisyon bisikleti sonra da powerball kargoyla eve kadar geldi.
Kondisyon bisikleti çok profesyonel işi olmasa da işimizi görecek türdendi. Ancak akşam saatlerinde bi 10-15 dakikalık kullanımdan sonra bisiklet çalışmaz hale geldi. Hepsiburada.com’a geri iade için bir mail attık cevabını bekliyoruz şimdilik.
Powerball’a gelirsek anlatacak çok fazla bir şey yok aslında. Küçük, oynaması zevkli ve bir o kadar da yorucu, rekor kırmak için çalışma gerektiren bir egzersiz aleti. Şu an için rekorum 8952 ki bu dünya rekorunun yarısı kadar bir şey kalıyor. Oynamaya devam:)

Bu kadar yazı yeter şimdilik. Bir terslik olmazsa düzenli yazma moduna geçeceğim yakında. Haydi hayırlısı!

dagıtımlarım

Her ne kadar kendimi bildim bileli linux kullanma isteğim olsa da üniversiteye başlayana kadar böyle bir şansım olmadı. Ancak 1. sınıfa geçip de kendi bilgisayarıma sahip olduktan sonra “linux kullanıcısı” kategorisine girdim. Gerçi bir daha da o kategoriden çıkmayı düşünmüyorum ama konumuz o değil.

Bilgisayarıma ilk linux kurma girişimim pardus 1.0 ile olsa da pardusun o zamanki asus anakartlarla çalışmaması problemi yüzünden yalan olmuş bir girişimdi. Ardından elime geçen bir ubuntu 6.04 cd’si ile kendimi özgür hissetmeye başladım:) O zamandan bu yana da arada denediğim bir çok dağıtıma rağmen ubuntu benim ana dağıtımım oldu. Ubuntu’nun sağlamlığına ve kendi deliliğime güvenerek bilgisayarımda başka bir işletim sistemi bulundurmayacak kadar da bağlıyım dağıtımıma.

Ancak ne kadar iyi olursa olsun şu anda isteklerimle çelişen şeyleri bulunmakta ubuntunun. Bundan dolayı yeni bir dağıtıma geçiş yapma kararı aldım. Haydi hayırlısı.

Öncelikle ubuntu neden benim için iyi bir dağıtım değil ordan başlamak lazım.
- Her ne kadar işleri basitleştirse de ubuntu bir son kullanıcı dağıtımı. Bilgisayar mühendisliğinde okuyan ve linux kullanıyorum diyen benim için konsoldan bu kadar uzak olmak yakışık almıyor:)
- Sistemde neler olup bittiği, dosya yapısı, çalışan servisler ile ilgili bir bilgim yok. Ubuntu beni öğrenmeye zorlamıyor. Tembel adamım ben, iş çıkmadıkça yapmıyorum ama öğrenmek istiyorum.
- Her kurulumdan sonra bir de anti-kurulum yapmak zorunda kalıyorum çünkü bilgisayarımda bluetooth olmamasına rağmen bütün programlar kurulu, bluetooth çalışır durumda geliyor. Aynı şey yazıcı için de geçerli, onları hiç ellemesem öylece kalsalar da olur ama siliyorum yine de.
- Kurulmuş paketlerin ne olduğunu ve ne iş yaptıklarını bilmiyorum. Kurulum aşamasında işleri bana bırakmıyor, kendisi hallediyor(bu aslında güzel bir şey ama benim için değil:)

Şimdi gelelim alternatiflere:

Archlinux
Alper Kanat‘ın günlüğünden öğrendiğim ve staj yaparken elimin altındaki bilgisayarların biraz eski bilgisayarlar olması sebebi ile kurup kullandığım archlinux; paketleri i686 mimarisine göre düzenlenmiş olabildiğince basit olabildiğince esnek kurulmuş, bunun yanında kararlılığı da gözümü kamaştıran bir dağıtım. İlk kullandığım zaman çok basit gelmesine rağmen sonrasında bir takım işlerin emek istemesi ve o zamanki zaman kıtlığı sebebiyle kullanmaktan vazgeçtiğim bir dağıtımdı Arch. Bilgisayarımdan kaldırmış olsam da aklımdan kaldıramadım ve tekrar kurma aşamasındayım.

Gentoo
Duyduğum andan beri kendisine karşı bir sempati beslediğim bir dağıtım gentoo.Her ne kadar anında kurup kullanmak istesem de dağıtımın kendine özel olması sebebiyle malesef böyle bir şansa sahip değilim. Sebebi ise kurulum işleminin günler hatta haftalar sürmesi. Genel mantık olarak her paketin bilgisayara özel derlenmesini öngören gentoo bu sayede performanstan %20lere kadar artış sağladığını öne sürüyor ki kullanan kişilerin de aynı şeyi savunduğunu söylememe gerek yok sanırım. Benim açımdan tek sorunu devasa kurulum belgelerine sahip olması ve gerçekten zaman istemesi. Gerçi Burak kişisinin her konuşmamızda ya da her günlük yazısında iştahımı kabartması o zamanı bana harcatacak gibi duruyor.

Şu an için genel planım kurulu Ubuntu’yu bozmadan öncelikle Archlinux’u kurup kullanmak, ardından da uzun vadede Gentoo kurulumu yapıp ona geçiş yapmak. Her iki dağıtım için de genel değerlendirmeyi bir süre kullandıktan sonra yapmayı düşünüyorum.

Bakalım dağıtım savaşları beni nereye götürecek :)