Haziran 2009


An itibariyle sayın mentör‘ümün “o bloglar boşa açılmadı” ve sevgili ekip arkadaşım‘ın “hala bir tane mi yazın var”(bak bak kendisi sayfalar dolusu yazı yazdı sanki, neyse) sözlerine bir son vermek için ilk yazımı yazmaya başladım.

Başlarken hep öğretilenlerin tersini uyguladığımı kanıtlarcasına önce başlık yazıp kendimi kısıtlayarak 1-0 geride başladım sanırım. Halbuki kompozisyon derslerinde ne demişlerdi: “Önce yazını yaz, sonra yazıya uygun başlık bulursun”. Olan oldu artık, devam öyleyse :)

Geçmiş:
Her ne kadar kısacık bir geçmiş olsa da anlatmakta yarar var sanırım. Evet, bundan iki hafta önce zeitin’de staja başladım. Başlamadan önceki(hatta staja başvurmadan önceki) hedefim biraz klişe bir şekilde okuduğum 3 yıllık süreçte öğrendiğim “teorik” bilgiyi “pratik” bilgiye çevirmekti. Geçen sürede yoğun bir şekilde javascript, jquery, jqueryui, html, css, web2py, git tutorial’ları okuyup bunların bir kısmını aktif olarak kullandığımı düşünürsem bilginin pratikleştiğini söyleyebilirim. En azından şu anda birisi gelip de “ne yaptın sen proje olarak?” derse satır satır css ve html yazarak site yaptım diyebilirim(mühendis diye kandırıp tasarımcı yaptılar beni :P ). İşin şakası bir yana ofis ortamı olsun, çalışma düzeni olsun, yemek düzeni olsun(ellerine sağlık merve :D ) hepsi umduğumdan iyi gidiyor. Sanırım gecenin geç saatlerine kadar ofiste oturmayı eve gitmeye tercih etmem de bundan kaynaklanıyor. Mutluyum :) öyleyse geçelim diğer başlığa.

Şimdi:

Bugünlerde takım olarak palapal’ın sitesini hazırlayıp goerilchat’i de üzerinde çalıştırarak satışa sunulabilecek bir kıvama getirmeye çalışıyoruz. Bunu yaparken hem pazarlama şekli hem de satış kitlesi olarak detaylı analizler yapıyoruz. Ayrıca bol bol toplantı yapıyoruz. Toplantılarda çok ama çok eğleniyoruz. Toplantıların detaylarını açıklamayayım ki merak edilsin :P

Ben tabi bu sürecin genellikle teknik kısımlarıyla ilgileniyorum. Gerçi teknik kısımlarıyla ilgilenirken işletmeci arkadaşlarıma muhalefet olmayı ihmal etmiyor bana iş çıkaracak fikirlerini baltalayarak keyfimin bozulmasını engelliyorum. ( Neymiş o iphone’da palapal falan? Ben ömrü hayatımda böyle saçma-sapaaa-salak… :) )

Gelecek:
Bir gün herkes palapal kullanacak :) Çok iddialı oldu farkındayım ama hedefi büyük koyalım ki büyük şeyler yapalım :)

Aslında şu anda en büyük eksiğimiz henüz projeye gerçek anlamda başlayamamış olmak. Muhtemelen yoğun ve yorucu bir dönem geçireceğiz ekip olarak ama sonu da güzel olacak diye umuyorum. Önümüzdeki günlerde beni takım elbise giydirip işletmeci kılığına sokarak satış yapmaya göndereceklermiş. Başa gelen çekilir demekten başka çarem yok sanırım :D Olup biteni zamanla göreceğiz.

Şimdilik bu kadar yazmak yeter bence. Zaten saat geç olmuş uykum gelmiş hayat güzelmiş html falan.

git commit -a && git push

Buraya yazmamış olsam da bundan bir kaç hafta önce başvurduğum zeitin‘e stajyer olarak kabul edildim. Ve iki hafta kadar önce stajıma başladım.

Staj döneminde kullanmam için bana bir adet blog daha tahsis edildiğinden yaz boyunca o blogu kullanıyor olacağım. Uzun dönemdir burayı zaten kullanmadığımdan yeni bir blog yazma hevesimi geri getirir gibi geldi. Tabi oraya yazdığım yazıları aynen buraya aktarma ya da buraya oradakilerden farklı yazılar yazma moduna da girebilirim şimdilik bilmiyorum. Tek bildiğim şey bu blogda yazmış olduğum dökümanları hala birileri bulup okuyor ve birilerine yardım ediyor olmak beni mutlu ediyor.

Neyse fazla uzatmaya gerek yok. Yaz boyunca zeitin’de yapacaklarımı zafer.palapal.com adresinden takip edebilirsiniz.

Sağlıcakla kalın.

Üzerinde en çok düşündüğüm yazı budur herhalde. 6 ay gibi bir süredir her akşam oturup bu yazıyı yazmak istedim. Ama olmadı bir şekilde.

Biliyorum bunu yazmak zorunda değilim ama hayatımı etkileyen ya da etkilemeyen bir kısmı saçma sapan konularda yazı yazıp da babama bir şey yazmamak garip geldi.

Bir süredir bunları yazmak isterken aynı zamanda ne yazacağımı da düşünüyorum. Geçmişten, babamla olan geçmişimden başlamak en iyisi sanırım. Aslında genel olarak bakınca hatırladığım çok fazla şey yok. Sadece geçmişten küçük küçük kareler var aklımda. Çok küçükken bana hesap makinesinin ne işe yaradığını anlatması ve sayıların ne olduğunu öğretmesi bir kareyken Beşiktaş’ımızın İnönü’süne birlikte gidişlerimiz, omuzlarına çıkıp “metin, ali, feyyaz vursun, Beşiktaş’ım şampiyon olsun” diye bağırmamız başka bir kareyi oluşturuyor.

Altından tutup çevirince içine kapanan, benim çok beğendiğim güzel bir Beşiktaş bayrağı almıştı babam bana bir maç çıkışı ve her zamanki gibi babamın sözünü dinlemeyip arabanın camından sallarken düşürmüştüm.

Bir gün belediye otobüsündeyken otobüsün ani freniyle dudağımı demire vurup patlatmıştım. Çok küçüktüm ama ben istedim diye ayrı koltuğa oturmama izin vardı. O yaşımdayken babamın bana güvenmesinden kaynaklanan bir izindi bu ve ne kadar canım yansa da neden babamın kucağında oturmam gerektiğini öğreniyordum. Yine ben küçükken akşamları iş dönüşü beni dışarı çıkmam için arayıp bakkala çağırırdı ben de sokağın başına kadar gidip onun beni almasını beklerdim. Babam sokağın başında beni karşılardı ve onunla caddenin karşısına geçip bakkala giderdik. Bir akşam babam caddenin karşısına beni çağırdı ve dikkatli olduktan sonra tek başıma geçebileceğimi söyledi. Onun bana verdiği cesaretle tek başıma karşıdan karşıya geçtim. Karşıya geçip babama sarıldığımdaki mutluluğumu hiç unutmam. O yaşımdan beri kendime güvenmemi sağlayan kişidir babam.

Neredeyse her haftasonu bir yerlere gezmeye götürürdü beni. Çoğunluğunda da bana oyuncak almaya giderdik. Onun bana oyuncak alırken yaptığı pazarlıkları izlemek ya da beni mutlu ettiği için gülümsemesini görmek benim için vazgeçilmez bir şeydi. Evet çok küçüktüm ama bunları çok iyi hatırlıyorum.

Çok çalışıyordu babam. Gece eve geç saatlerde geliyordu genelde. Bunu da çok iyi hatırlıyorum.

Küçüklüğüm biterken hatırladığım son şey belki de babamla gittiğimiz son Beşiktaş maçıydı. Kocaelispor’a 5-2 yenilmiştik.

Sonra araya bir boşluk giriyor ve birden seneler geçiyor geçmişimdeki hatırladığım karelerde. Sanki ilkokulu ortaokulu okurken babamla hiçbir şey yaşamamışız gibi. Ne kadar düşünsem de aklıma gelmiyor bir şeyler.

Ve kareler tükeniyor. Bir kısmını hatırlamak istemiyorum bir kısmını ise zaten hatırlamıyorum.

Kareler bitiyor bitmesine ama benim hala dönüp o karelere bakmam gerekiyor.

Hesap makinesini kullanırken öğrendiğim matematik hala beynimi en çok meşgul eden şey. İnönü hala güzel ve Beşiktaş hala şampiyon olabiliyor. Otobüs yolculuğunda ani frenler artık dudağımı patlatmıyor. Tek başıma caddenin karşısına geçmek artık çok sıradan. Bütün bunlar hayatıma babamın kattığı şeyler ama bir süredir babam yok hayatımda.

6 ay önce babam vefat etti. Bir kaç senedir hastaydı. Kendisi için çok sıkıntılı zamanlar geçirdi. Bu zamanlarda bizi mutlu edebilmek için bizden daha fazla güldü. Ölmeyi yaşamaya tercih ettiği anlarda bile bizi düşünerek yaşadı, mutluymuş gibi davrandı. Sonunda istesek de istemesek de gitti ve acılarından kurtuldu.

Gitmeden önce son bir kez onu çok ama çok sevdiğimi söylemek isterdim. Bundan sonra da çok şeyi yapmak isterdim. Birlikte oturup olup biten her şeyi konuşmak isterdim. Gereken yerlere birlikte küfür etmek isterdim. Beraber King ya da başka bir kağıt oyunu oynayıp normal oyunlarda beni ezmesini izleyip, ballı olduğum ellerde sen zaten balık oyuncusun demesini isterdim. Aklıma takılan her türlü olayı ona sorup ne düşündüğünü öğrenmek isterdim.

Sorulacak çok soru kaldı be baba.

Birlikte yapılacak çok şey kaldığı gibi.

Okumam için o kadar uğraştıktan sonra üniversiteyi bitirişimi görememen, evlendiğimde yanımda olamayacak olman, ilk düzenli maaşımı almaya başladığımda senin buna sevinememen…

Daha çok şey vardı be baba. Yazılabilinecek çok şey olduğu gibi.

22 yıllık zamanda çok ama çok büyüttün beni baba. Çok şey öğrettin. Çok mutlu ettin. İyi ki vardın.

Seni çok ama çok seviyorum babam…